![]() |
| Ana Sayfa | Cadde XL | Programlar | Renk Kodları | Messenger | Camfrog | Nasil Yapariz? | Yerli Klipler | Modifiye Otomobil | Hastalıklar | İl Plakaları | Farmville |
| |||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et | Reklamları Kapat |
![]() |
| | Share | Seçenekler |
| | #1 (permalink) | ||
Sultan Sencer | TÜRK ÜLKÜSÜ Türk ve Osmanlı Tarihimiz Türk Ülküsü Dünya bir çarpışma alanıdır. Yaratıcı kuvvet dünyayı bir çarpışma düzeni içinde yaratmış yaratılanlar çarpışma düzeni içinde yaşayıp bugüne erişmişlerdir.Bunun neden niçin böyle olduğu hakkındaki yüksek felsefi düşünceleri bir yana bırakıp gerçeği olduğu gibi kabul edersek çarpışmaya hazır bulunmanın en hayatî prensip olduğu sonucuna kendiliğinden varırız.İnsanlar arasındaki çarpışma birleşip düzene girmiş topluluklar arasında oluyor. Bu topluluklara millet diyoruz. Milletler binlerce yıldan beri var. Amansız boğuşmalarda bazıları ortadan kalkmış bazıları sonradan kurulmuş fakat milletler her zaman var olmuş her zaman birbiriyle savaşmıştır.Savaşmak yaşamak için gereklidir. Çünkü millî çıkarların çatıştığı dâvaları bitirmek için savaştan başka çâre bulunamamıştır. Milletleri savaşa hazır bulunduran iki vâsıta vardır. Biri maddîdir buna *quot;teknik*quot; diyoruz. Biri ruhîdir *quot;ülkü*quot; adını veriyoruz.Uzun tarih göstermiştir ki eşit maddî kuvvetler arasındaki çarpışmayı ruhî yönden üstün olan kazanır. Ruhî kuvvet teknik kuvveti yaratabilir. Ruhî kuvvetten yoksunluk ise maddi güç ne kadar büyük olursa olsun bozgun demektir.Ruhî kuvvet nedir? Millî üstünlük inancı büyümek isteği yâni millî ülküdür. Millî ülküler toplulukların yaratıcı kuvvetidir. Bütün yaratıcı güçler gibi de aykırıları yok etmek özelliğine mâliktir.Türk yaratıcı gücü yâni Türk ülküsü yüzyıllardan beri prensip hâline gelmiş uğrunda çarpışılmış birkaç kere gerçekleşmiş bir düşüncedir. Ona hayal diyenler hayal içinde gevşeyip tembelleşmiş olanlardır. Dedikleri gibi hayal olsaydı hiç gerçekleşir miydi?Bununla beraber yirminci yüzyıl bir mucizeler zamanı olmuş olmaz sanılanlar mümkün kılınmıştır. Bu bakımdan da Türk ülküsünün gerçekleşmesini ummak insanlar için haktır.Türk ülküsü Türk büyüklüğü ve Türk kudreti isteği ve inancıdır. İnancın ne büyük ruhî amil olduğunu anlatmaya lüzum yok. İmanla ümitsiz hastalar bile iyileşiyor.Bir ülküsünün çevresinde toplanmak ve onun için ölümü göze alarak savaşmak ne güzel şeydir! İnsanlar ancak ülkü ile hayvanlardan ayrılabiliyorlar. Milli bir ülkü olmadıktan sonra insanın hayvandan ne farkı kalır? Hayvan ölümden ve ıstıraptan kaçar kuvvetliden korkar. Ölümden korkmayan ıstıraptan kaçmayan kuvvetli ile savaşı göze alan yaratık ancak ülkücü insandır.Bir zamanlar insanları hayvan olmaktan kurtarmak için çalıştı onlara Tanrıdan öğütler verdi. Bugünkü ülküler tamamıyla millîdir. Dini inancı da içine almış olan millî ülkü insanları sürükleyen güçlendiren ve asilleştiren bu duygu ve düşüncedir.Bugünün kaba maddeciliği arasında Türk ülküsü sararmış biraz küllenmiş gibi görünüyor. Maddecilik hastalığı geçtiği zaman o yine parlayacaktır. Onun için Türk ülküsüne sarılmaya mecburuz. Bütün Doğu milletlerim yendiği halde yalnız Türklerle başa çıkamayan Batı'nın içine sinmiş düşmanlığı ve hıncı karşısında bizim silahımız Türk ülküsüdür.Arab'ı Acem'i Hint*#8217;i Çin'i yenilerek tek başına Avrupa'ya dalan ve yüzyıllarca tek başına bütün Avrupa milletlerine karşı Tanrı'nın adını savunan Asya Arslanları zaman zaman gaflet uykusuna dalmışlar fakat sonra sıçrayıp şahlanmışlardır.Bu seferki dalgınlık biraz tehlikeli gibi görünüyor. Çünkü içinde bir de yabancıya hayranlık unsuru var. Tehlikeler nereden gelirse gelsin ne kadar büyük olursa olsun tek çâre ve tek ilacı *quot;Türk ülküsü*quot; dür.Bir şair; Bu toprak için ![]() Bu bayrak için Ölelim*#8230; Fakat bilelim... diyor. Güzel bir düşünce Türk ülküsünün yoluna girdiğimiz gün bu şiiri biraz değiştirerek şöyle söyleyeceğiz:Bu toprak için ![]() Bu bayrak için Ölelim. Ne düşünelim ne de bilelim!10 Kasım 1955 Türk ve Osmanlı Tarihimiz Türk Ülküsü Konu Sultan Sencer tarafından (12-10-2008 Saat 06:05 PM ) değiştirilmiştir. | ||
| | |
| | #2 (permalink) |
Sultan Sencer | KIZILELMA Bir milletin yürütücü kuvvetine *quot;ülkü*quot; denir. Toplumlardaki kişileri birbirine bağlayan nesne sadece kök birliği çıkar ve ihtiyaç değil bunlarla birlikte ve aynı zamanda ülküdür.Ülküsüz topluluk yerinde sayan ülkülü topluluk yürüyen bir yığındır. Sözlük anlamı *quot;and*quot; ve *quot;uzak hedef*quot; demek olan *quot;ülkü*quot; topluluğu aynı yolda yürüten bir kuvvettir ki bu uğurda insanlar birbirlerine karşı içten sözleşmiş gibidirler.Ülkü ilkönce insanların gönüllerinde gönüllerinin derinliğinde şuur altlarında hayallerinde doğar ve kendini önce destanlarda gösterir. Sonra şuura geçer büyük kılavuzlar tarafından açıklanır. Daha sonra da büyük kahramanlar onu gerçekleştirmek için büyük hamleler yapar. Bu hamle sırasında da ülkülü millet kahramanların ardından gönül isteği ile koşar. Bütün bu uğraşmalar arasında da millet yürür önce manen sonra maddeten ilerler olgunlaşır erginleşir.Türk destanlarından çıkan anlama göre Türklerin ülküsü fetihler sonunda büyük ve üstün bir devlet kurarak bu devletin içinde bolluğa ve mutluluğa kavuşmaktır.Aşağı yukarı her millet aynı şekilde millî gayelerin ardındadır. Milletlerin çapma kabiliyetine göre millî ülkülerin ayrıntılarında farklar olmakla beraber ana çizgiler bakımından hepsi birbirine benzer: Büyümek ve rahatlığa kavuşmak!Türkler kendi ülkülerine niçin *quot;Kızılelma*quot; demiştir bunun sebebini bilmiyoruz. Yalnız bu addaki saflık ve tabiîlik Türk ülküsünün çok eksik olduğunu göstermek bakımından manalıdır. Kızılelma adı ülkünün aydınlardan önce halk arasında doğduğunu gösterse gerekir.Kızılelma ülküsü Osmanlıların parlak çağlarında iyice belirip şekillenmiş ve konak konak Türk büyüklüğünün yükseklik fikrinin ilâhî bir gayenin timsâli hâline gelmiştir. Bu büyük düşünce olmasaydı XI. Yüzyılda Anadolu'ya gelen en çok bir milyon Türk Bizans'ın Asya ve Avrupa'daki topraklarında rastladıkları diğer Türklerin birkaç tümenlik Hıristiyanlaşmış döküntülerinin yardımı ile de olsa bu dünya çapında devleti kurup dört kıta (dördüncüsü Okyanusya'dır) üzerindeki teşkilât ve medeniyet şaheserini yaratamazdı.Milletlere millî inanç ve güç veren ülkünün ne büyük bir kuvvet olduğunu anlamak için bugünkü olaylara bakmak yeter. 60 milyonluk bir millet olmalarına rağmen dağınık teşkilâtsız ve geri olan Araplar millî ülküleri olan Arap Birliği düşüncesi sayesinde toparlanma yoluna girmişlerdir. Ülkülerinden aldıkları güçle Filistin işinde İngiltere ve Amerika'ya kafa tutmaktadırlar. Ülkü sahibi millet oldukları için de dünyada itibârları ve değerleri artmıştır. Bizim için çok büyük bir ibret ve ders olan şu olay Arapların itibârını göstermesi bakımından manalıdır: Birleşmiş Milletler Teşkilâtının 11 üyeli Güvenlik Konseyi'nin beşi (Amerika İngiltere Fransa Rusya ve Çin) daimî altısı geçicidir. 1945 yılında bu altı üyelik için seçim yapıldı. 900 yıllık büyük bir geçmişi ve tarihi olan askeri devlet olarak nâm kazanmış bulunan Türkiye bu seçimde ancak bir tek oy alarak Konsey'e giremediği halde İngiliz işgalinden henüz kurtulmamış olan ordusuz donanmasız Mısır 45 oy alarak bu üyeliğe seçildi. Demek ki o zamanki Birleşmiş Milletler Teşkilâtına dâhil bulunan 50 devletten 45'i Mısır'ı bizden dahi itibarlı ve üstün görmüştü.1946'da geçici üyelik için yapılan seçimde de Türkiye'ye kimse oy vermediği halde Suriye 45 oy aldı. Bir iki yıllık bir devlet olan o zamanki üç milyon nüfuslu Suriye'nin Türkiye'ye tercih edilmesinin sebebi açıktır: Suriye bir ülkünün ardındadır. Yâni prensip sahibidir. Bundan dolayı da düşmanlarının bile saygısını kazanmıştır.Yahudiler de ülkü sahibi olmanın ikinci bir ibret verici örneğidir. Korkaklığı atasözü hâline gelen bu millet bugün bir millî ülkünün ardında herhangi bir millet kadar cesaretle çarpışıyor. Millî kahramanlar yetiştiriyor ve bu millî kahramanlar idama mahkum edildikleri ve bağışlanma dileğinde bulunurlarsa ölümden kurtulacakları hâlde İngiltere*#8217;den af dilemeyerek milletlerine şeref vermek suretiyle ölüyorlar. Bu millî ülkü sayesinde Filistin'deki yarım milyon Yahudi1 yalnız Araplarla değil koca İngiltere ile savaşı göze alıyor Amerika'ya meydan okuyor. Millî ülküye yapışmak sayesinde Yahudiler o kadar kuvvetlendir ki bugün İngiltere imparatorluğu onlara karşı bir şey yapamıyor. Tebaasından bir tek kişinin hapse atılmasını savaş sebebi sayan İngiltere bugün İngiliz askerlerinin öldürülmesine İngiliz subaylarının kaçırılıp dayak atılarak horlanmasına masum İngiliz çavuşlarının Yahudiler tarafından canice asılmasına ses çıkaramıyor.Bütün bunların en önemli sebebi Arapları ve Yahudilerin olağanüstü kuvvetli olmasıdır. Bu kuvvet maddî değil manevîdir. Yâni ülkü kuvvetidir.Kızılelma ülküsüne *quot;tehlikeli maceracılık*quot; diyenler bugünkü Araplar ile Yahudilere bakıp düşünmelidirler. Hele Yahudiler 2000 yıl önce kaybettikleri vatanlarını yeniden ele geçirmek ve yalnız kitaplarda kalmış olan İbranî dilini diriltip bir konuşma dili hâline getirmek uğrundaki çalışmaları ile dünyaya örnek olmuşlardır.Biz ise bir yandan: *quot;Bir Türk dünyaya bedeldir*quot; vecizesine inanmış görünürken bir yandan da kendimizi baltalayıp inkâr ettik. Büyüklükten korktuk. Küçüklüğü benimsedik ve millî ülkü ile delilik diye alay ettik. Güvenlik Konseyindeki seçimler göstermiştir ki kimseden bir şey istememek herkesle hoş geçinmek ittifaklar yapmak bir millete itibâr sağlamıyor.2 Kızılelma ülküsünü bir delilik sayacaksak büyüklükten değil yaşamaktan da vazgeçmeliyiz. *quot;Tarihi görevim yapmış ve artık ölmeye yüz tutmuş bir topluluk*quot; olmayı kabul etmeliyiz. Eski Asurlular Hintliler Romalılar gibi haritadan silinmeye razı olmalıyız. Buna razı değilsek millî ülkünün peşine düşmeliyiz ve demiryolu yapmakla birkaç fabrika kurmayı ülkü diye göstermek gafletinden çekinmeliyiz.Ülküler için *quot;maddî faydası nedir?*quot; *quot;uygulanabilir mi?*quot; diye düşünmek doğru değildir. Hiçbir inanç riyazi mantığa vurulmaz. Tanrı'nın varlığı da riyâzî metot ile ispat edilememiştir. Fakat yüz milyonlarca insan ona inanmakta ve bu inançtan güç almaktadır.Ülküler de böyledir. Kızılelma ülküsünün gerisinde savaşlar ve büyük sıkıntılar görüp de korkanlar bulunabilir. Kendi rahatı ve keyfî kaçmasın diye insanlık dâvası (!) güdenler ülküyü inkar edenler her zaman her yerde çıkabilir. Fakat bir milletin içinde büyük bir çoğunluk millî ülküye inandıktan sonra geri kalanlar da ister istemez bu millî akıntıya uymaya mecburdurlar. Bizim için önemli olan dost kılıklı yabancıların millî ülküyü gûyâ millî çıkar adına baltalamasının önüne geçmektir.Bir topluluktan ortak ülküyü kaldıran insanların hayvanlaş tığını görürsünüz. Ortak düşünce olmayan toplulukta herkes yalnız kendi çıkar ve zevkini düşünür. Böyle bir toplulukta fedâkârlık saygı nezâket kalmaz. Bencillik kabalık rüşvet iltimas ve namussuzluğun türlüsü alır yürür. Maddîleşmiş bir insan vatan için ölür mü? Bencil bir insan muhtaçlara yardım eder mi? Milletine inanmayan bir adam yabancı ile işbirliği yapmaz mı? Erdemi gülünç bulan birisi çalıp çırpmaz mı?Kızılelma Türk milletinin manevî besinidir. Açlar yiyecek bulamadıkları zaman nasıl faydasız zararlı hattâ zehirli nesneleri yerlerse Türk milleti de *quot;Kızılelma*quot; kendisine yasak edildiği için Marksizm ve kozmopolitizm gibi zararlı ve zehirli fikirlere el uzatıyor.Fakat artık bu devir kapanmıştır. Gittikçe uyanan millî şuur karşısında gafiller ve hâinler Türk milletini daha çok aldatamayacaklardır. Kızılelma yolunu kapatamayacaklardır.Ziya Gökalp*#8217;in mısraları düsturumuz olacaktır Demez taş kayaYürürüz yaya*#8230; Türk*#8217;üz giderizKızılelma'ya. 1) O zaman Filistin'de yarım milyon Yahudi vardı. 2) Nitekim daha sonraki Türkiye herkesle dost geçinmediği Kore savaşma katıldığı ve Kıbrıs yüzünden müttefiki Yunanistan ile çatıştığı halde itibârı eskisine göre çok yükselmiş ve 1960 ile 1963'te iki kere Güvenlik Konseyine seçilmiştir |
| | |
| | #3 (permalink) |
Sultan Sencer | BÜYÜKLÜK ÜLKÜSÜ Şahsî çıkara önem vermeyen toplumun iyiliğini isteyen her düşünce insanîdir. Bu insanî düşünce toplumun maddi kazançları ile yetinmeyip manevî kazanç dâvası da güderse o zaman *quot;ülkü*quot; olur. Ülküler birer büyüklük davasıdır. Bundan dolayıdır ki büyümek isteyen büyüklük ardından koşan milletlerin ülküsü vardır. Bir Nepal'in bir Panama'nın veya İsviçre'nin ülküsü olamaz. Bunların millî dâvalarının son basamağı nihayet huzur ve bolluktur. Huzur ve bolluk ise ülkü olmak özelliğini taşımaz. Çünkü huzur ve bolluk isteği milletleri heyecanlandıramaz. Vecd hâline getiremez. Onları ölüme kadar varan fedâkârlığa sürükleyemez.Büyüklük dâvası yâni ülkü savaşla elde edildiği içindir ki insanlık tarihinde büyük savaşçıların kumandanların ve kahramanların dâima seçkin bir yeri olmuştur. Savaşlar kahramanlık ruhunu beslemiş erdemli insanların yetişmesine sebep olmuş destanî edebiyatı yaratmıştır. Yirminci Yüzyıla doğru yaklaştıkça savaşlar daha ıstıraplı bir hâl almakla beraber hiçbir şey onun ahlâkî karşılığı olamamıştır ve uzun zamandır savaşmayan milletlerde ahlâkî bir bozulmanın başladığı gözden kaçmamaktadır. Meselâ İsveç'te kültür ve refah son dereceye vardığı bu alanda Amerika ve Almanya'dan bile üstün bulunduğu halde İsveç halkının ahlâkındaki günden güne çoğalan yozlaşma düşündürücü bir durum almaktadır. Bazı bayramlarda İsveçli gençlerin topyekûn yaptığı rezaletler memlekette homoseksüel derneklerin yasa ile tanınması çocuk yetiştirebilecek kabiliyetteki aileler arasında bile sun'i nikahla çocuk sahibi olmak gibi gariplikler bu milletin bir iç sıkıntısı bir manevî bocalama içinde olduğunu gösteriyor. İsveç iki yüzyıldan beri savaşmamıştır. Bir zamanlar *quot;büyük devlet*quot; olan İsveç'in artık hiçbir büyüklük emelinin kalmayışı uzun bir süredir devam eden tarafsızlık atom savaşma tam manâsıyla hazırlanacak kadar maddî güç göstermesine rağmen manevî kuvvetlerden yoksunluğu bu sonuçları hazırlamıştır. Soysuzlaşma durdurulmazsa İsveç günün birinde tıpkı Estonya Letonya ve Litvanya gibi Bolşevikliğin ağına düşüverecektir. Çünkü İsveç milletinin heyecan verici bir ülküsü bir büyüklük emeli yoktur.Bu örnekler epeyce çoğaltılabilir. Şu kadarını söyleyeyim ki hükümet darbelerinin sanat hâline geldiği belirli ülkelerde bunun baş sebebi bu ülkelerin bir büyüklük ülküsünden yoksun bulunuşlarıdır. İktisadî yoksulluk siyasî buhran işin dış tarafıdır. Asıl ve gerçek sebep millî ülküsüzlüktür.Millî ülküler milletleri yüzyıllar boyunca ayakta tutacak enerji kaynağıdır. Ülkücü milletler fedakâr insanlarla doludur. Fedakâr insanların çokluğu her türlü insanî meziyetlerin hakimiyeti demektir. İnsan toplumları insanî meziyetlerle yaşar. Hayvanlaşmış toplumlar refah ve dıştan büyüklük içinde olsa yıkılmaya mahkûmdur. Eski Roma gibi*#8230;Türk milleti ülküsü olan mutlu toplumlardan biridir. Bütün tarihi boyunca büyüklük ülküsü ardından koşmuş birlik ve fetih savaşları yapmış ve Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar da dâima bir büyük devletin sahibi olmuştur.Bugün Türkler arasındaki mayalanmanın Kızılelma Turancılık Uluğ Türkistan veya Büyük Türkili adlarıyla adlandığını görüyoruz. Bunun mânâsı *quot;büyüyüp birleşmek*quot; veya *quot;birleşip büyümek istiyorum*quot; demektir.Ancak kabiliyetli ve enerjik olanlar büyüklük ülküsü ardından koşar. Çünkü büyüklük ülküsü büyük fedâkârlıklar ülküsü demektir. Bundan dolayıdır ki korkaklarda aşağılıklar büyüklükten korkar dâima küçük kalmak ister. |
| | |
| | #4 (permalink) |
Sultan Sencer | ÜLKÜLER SALDIRICIDIR Biyoloji bakımından canlıların yâni hayvanlarla bitkilerin gayesi kendi soyunun bütün dünyayı bürümesidir. Hiçbir hayvan veya bitki cinsi dünyayı kaplayamıyorsa bunun sebebi aynı gayeyi güden başka cinslerin mukavemetiyle karşılaşmasıdır. Cinslerin aynı gaye için yaptıkları bu tesir ve karşılaştıkları tepkiden *quot;hayat kavgası*quot; doğuyor. Bu arada güçsüzler eziliyor azalıyor; güçlüler yayılıp çoğalıyor. Bazı soylar ise yeryüzünden büsbütün kalkıyor.Milletler arasında da aynı yasa hüküm sürer. Millet adeta bir şuuraltı itişiyle dünyaya yayılıp hâkim olmak ister. Fakat yayılırken başka milletlerin mukavemetine çarpar. Böylelikle aralarında savaş başlar. Sonunda güçlüler kazanır.İnsan toplulukları yâni milletler yüksek bir şuur derecesine eriştikleri için onlar arasındaki hayat kavgası yalnız tabiat yasaları içinde sürüp gitmekle kalmaz. Buna insan şuurunun sistemi ve metodu da eklenir. Bundan da millî ülküler doğar. Demek ki millî ülkü milletin şuuraltında bulunan *quot;yayılıp hâkim olma*quot; içgüdüsünün başkanlar ve kılavuzlar tarafından şuurlandırılıp sistemlendirilmiş şeklidir. Ülküye kılavuzluk veya başkanlık eden kimselerin ifâde ve kuvvet derecesi ülkülerin başarısında birinci derecede rol oynar.Millî ülkülerde azdan çoğa doğru üç dönem vardır: Bağımsızlık birlik fetihler*#8230;Millî ülkünün ilk dönemi bağımsızlık kazanmaktır. Bağımsız olmayanlar bunu kazanmak kazanmış olanlar ise onu koruyup sağlamlaştırmak düşüncesi ardından koşarlar.İrlandalılar sekiz yüzyıldan beri bağımsızlık için çalışıyorlardı. Küçük bir millet oldukları hâlde fedakârlıkları sayesinde koca İngiltere'nin elinden bağımsızlıklarını zorla söküp aldılar.Estonlar Letonlar Litvanlar yüzyıllardan beri bağımsızlık rüyası görmekte idiler. Birinci Dünya Savaş'ından sonra ülkülerine kavuştular. 1940'ta kaybettikleri bağımsızlığı yeniden elde etmek için şimdi içerde ve dışarıda çalışıyorlar.Eskiden bağımsız bulunup 150 yıl önce bunu kaybetmiş olan Lehliler büyük fedakârlıklardan kanlı ihtilallerden sonra Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminde bağımsızlıklarını kazanmışlardı. 1939'da yeniden kaybettiler. Fakat sanki hiçbir şey olmamış o kadar felâketli anlar yaşanmamış gibi yine bağımsızlık dâvası ardındadırlar. Bir yandan da çete savaşlarıyla millî ruhu ayakta tutmaya uğraşırken bir yandan da dışarıdaki teşkilâtları vasıtasıyla her fırsattan faydalanarak bağımsızlıklarını kurtarmaya çabalıyorlar.1Hindistan Pakistan Birmanya İndonezya da aynı yolun yolcusu olarak aynı gayeler için kan dökerek sonunda emellerine kavuştular.Bağımsızlık uğrundaki savaşın en dikkate değer örneğini Yahudiler vermiştir. Tutsaklıkları yirmi yüzyılı geçen dünyanın her tarafına dağılarak bir anayurtları kalmayan ve dillerini de kaybeden Yahudiler bağımsızlık içgüdüsünün tesirinde olarak yaptıkları uzun ve yıpratıcı mücâdelelerden sonra millî ülkünün ilk dönemine ulaştılar.Bugün milletlerin çoğu bağımsız olduğu için millî ülküsünün bu ilk dönemi ardında koşan toplumlar azdır.Millî ülkünün ikinci dönemi birliktir. Yâni bir milletin bütün fertlerinin tek bayrak altında tek devlet hâline gelmesidir. Bağımsızlığını kazanmış olan her milletin ilk işi yabancı çizmesi altında kalmış olan uruktaşlarını kurtarma yollarını aramaktır. Yahut bir millet birkaç ayrı devlet hâlinde bağımsız bir hayat yaşıyorsa bunların birleşmesi için siyâsî ve askerî çalışmalara girişmektir.XIV. Yüzyılda Türkiye Türkleri yirmi otuz ayrı hükümetle idare olunuyordu. Birleşme yasası dolayısıyla bunlar bir buçuk yüzyıl birbirleri ile çarpıştılar. 1515'te birliği tamamladılar.İtalyanlar da aynı şekilde hareket ettikten sonra gözlerini yabancı hâkimiyetinde kalmış olan soydaşlarına çevirdiler. Birinci Dünya Savaşı'nda İtalyanların müttefiklerine ihaneti Avusturya idaresinde yaşayan birkaç yüz bin İtalyan'ı kurtarmak içindi. İkinci Dünya Savaşı'nda Fransa ve Yugoslavya ile yaptığı savaşlar da o iki ülkedeki birkaç yüz bin İtalyan için olmuştur.Ayrı bağımsız devletler hâlinde yaşayan Almanlar 1870'te yaptıkları büyük bir atılışla siyâsî birliklerini ana çizgileriyle kurduktan sonra bunu tamamlamak için 1938'de başlayan bir seri hamleler daha yaptılar. Gerçi bu büyük işi başaramadılar. Fakat başarmalarına az kalmıştı. Bugün Avusturya ayrılmış ve Almanya da iki ayrı parçaya bölünmüş olduğu halde Alman Önderlerinin bir birlik ardında koştukları açıkça görülmektedir. Hattâ Batı Almanya meclisinde Doğu Almanya ile birleşmek konusu üzerinde sözler söylenirken bazı milletvekilleri Avusturya ile de birleşmek istediklerini haykırarak açığa vurmuşlardı.Romen birliği Eflak ve Buğdan beğliklerinin birleşmesiyle başlamış ve Romanya bundan sonra uruktaşlarını kurtarmak için 1913 1914*#8211;1918 ve 1941 savaşlarına girmiştir.Finler Rusya idaresinde bulunan Karelya Finlerini kurtarmak için Almanya'nın yanında savaşa girmişlerse de kaybetmişlerdir. Fakat ilerde mutlaka kazanacaklar ve Büyük Finlandiya'yı kuracaklardır.Macarlar Bulgarların Sırpların Yunanlıların da son yüzyılda aynı yasa ile hareket ettiklerini olaylar pek açık olarak gösteriyor.Bazı çok yeni ve güçsüz askerî kudreti sıfır derecesinde veya kültür seviyesi çok aşağı olan milletlerde de aynı yasa ile hareket edildiğini görüyoruz. Meselâ Afganistan aşağı yukarı 10*#8211;12 milyonluk geri bir memleket olduğu halde 100 milyonluk Pakistan ile dâvâlıdır. Pakistan sınırları içinde yaşayan ve Peşto yâni Afgan dili konuşan uruktaşlarını istiyor.Yanında müttefikleri olduğu halde Yahudilere yenilen Mısır ise İngiltere'den Sudan'ı ve Trablus'la Bingazi'yi istiyor. Bütün nüfusu 400.000 kişi bile olmayan Ürdün Beyliği2 Suriye ve Filistin'in hepsini istiyordu. Bu kadarını elde edemedi ama Yahudilerden artakalan Filistin parçasını eklemesini becerebildi.Habeşistan Eritre'yi istemektedir. Yahudiler ise millî birlik için İran ve Yemen'deki yüz bine yakın Yahudi'yi uçaklarla İsrail'e taşıdılar.Millî ülkünün üçüncü dönemi ise fetihlerdir. Çünkü millî birliğini tamamlamış olan milletler kendi soylarını yeryüzüne hâkim kılmak için istilalar ve fetihler yapmak zorgudadırlar. Hattâ bir millet bazan kendi millî birliğini tamamlamadan önce de fetihlere başlayabilir. Meselâ Osmanlılar Türkiye'deki Türk birliğini tamamlamadan önce Avrupa'da geniş fetihler yapmışlardı İtalyanlar ve Almanlar da millî birlik işi bitmeden önce sömürge fetihlerine kalkışmışlardı. Fakat böyle tek tük istisnalar kuralı bozmaz.İkinci Dünya Savaşı millî birliklerini tamamlamış olan Alman İtalyan Japon ve Rusların üçüncü döneme varmak gayretlerinden başka bir şey değildi. Şimdi yalnız Rusya bu yolda yürümek istiyor ve tabiî bir sonuç olarak başkalarının mukavemeti ile karşılaşıyor. Başka millî ülkülerin zafere erişmesi de yakında Rusya'yı çökertecektir.Görülüyor ki ülküler saldırıcıdır. Bağımsız olmayan millet onu kazanmak için kendisine hâkim olan milleti yenmeye mecburdur. Yâni saldırıcı bir maksatla hareket edecektir. Birliğini tamamlamamış olan millet bu birliği elde etmek için uruktaşlarını tutsak eden millet veya milletler ile çarpışacak onlardan toprak alacaktır. Millî birliğini kurmuş olanlar ise fetihler yapmak için başkalarını yeneceklerdir. Demek ki millî ülkünün her üç dönemi de saldırıcıdır.Acaba savunucu ülkü olamaz mı? Bir millet sahip bulunduğu sınırlar içinde yaşayıp bolluğa ve mutluluğa kavuşmak ülküsünü güdemez mi?Hayır! Çünkü eldeki sınırları korumak ve zengin olmak düşüncesi hiçbir zaman bir ülkü olamaz. Bunlar bir millet için en küçük ve olağan isteklerdir. Ülkü ise küçük ve olağan bir istek değildir. Ülkü biraz hayâl ile karışık uzak ve güç bir hedeftir. Ülkü o ülkü ile tutuşmuş millet fertlerini heyecan içinde yaşatan kutlu ve tatlı bir düşüncedir. Ülküler kanla fedakârlıkla kahramanlıkla beslenir. Bir millet ülküsüne varmak için ırmaklar gibi kan akıtır yığınlarla can harcar. Ülkülere kanla kılıçla dövüşle millî kinle varılır. Ülkü çelik yürekler demir bilekler sarsılmaz irâdeler yüksek ahlâklar ister. Ülkü bir dindir. Kahramanlar ve şehitler ister.Geçmişte birlik kurmuş fetihler yapmış olan milletler eski ululuğu yeniden diriltmek için uğraşmışlar. Çünkü *quot;mazide tarihi hakikat olan şeyler âtide de tarihî hakikat olabilirler.*quot; Ülküler hiçbir kayıtla hiçbir siyâsi ve insanî düşünce ile sınırlandırılamaz. Bir ülküye bel bağlamış gönül vermiş milletlerin tarihi düşmanları vardır. O düşman milletle dostluk antlaşmaları yapılmış olabilir. Bu geçici dostlukların hiçbir değeri yoktur. Tarihi düşmanlar ancak dışişleri ba kanlarının dostudur. Milletin asla!Bir millet için en büyük tehlikelerden biri barış ve dostluk afyonu yutarak uyumaktır. Büyümek istemeyen millet küçülmeye mahkûmdur. Saldırmayan millete saldırılır. Hayat bir savaşken ve onu kazanmak için mutlaka saldırmak gerekirken millî ülkü yolunda yapılacak saldırının çirkinliğini haykırmak ya gaflet ya ihanettir. Devletlerin sorumlu yerlerinde bulunanlar siyâsî nezâket veya çıkar dolayısıyla böyle sözler söyleyebilirler. Fakat milletin gençliğine seslenenler yâni öğretmenler şâirler gazeteciler yazarlar ve evlerindeki evrakı araştırmak tarihin bilhassa Türk tarihinin değişmez gerçeğini bir kere daha ortaya koyacaktır.1) İkinci Dünya Savaşı'nda Alman ve Rus işgali sırasındaki durum. 2) O zamanki nüfusu. Filistin'in bir bölümünü ve Yahudilerin kovduğu Arapları alınca nüfusu 1.400.000 olmuştur. |
| | |
| | #5 (permalink) |
Sultan Sencer | TÜRKÇÜLÜK Türkçülük Türk milliyetçiliğinin adıdır. Kelimenin sonundaki ek yerine göre mensupluk sevgi taraftarlık gösteren bir ektir. Türkçülük de Türk sevgisi ve taraftarlığı demek olduğuna göre kelime yerinde kullanılmıştır. Başka milletlerin Türk taraftarlığı ve Türk sevgisi bu kelime ile ifâde olunamaz. Zaten başka milletlerin Türk'ü sevmesi de gerçekten bir sevgiye değil geçici bir nezâkete çıkara siyâsî zaruretlere işarettir. Türk'ü gerçek olarak Türk*#8217;ten başkası sevmez.Türkçülük bir ülküdür. Ülküler milletlerin manevî gıdasıdır. Ülküsüz milletlerin en talihlisi dahi silik ve sönük kalmaya mahkûmdur. Eğer bu millet talihli de değilse onun sonucu yenilmek ezilmek hattâ yok olmaktır.Ülküler gerçekle hayâlin karışmasından doğmuş olan düne bakarak yarını arayan milletlere hız veren ve uğrunda ölünen büyük dileklerdir. Milletler ölebildikleri kadar yaşama hakkına sahiptirler.Türkçülük büyük Türkeli'nde Türk uruğunun kayıtsız şartsız hakimiyeti ve bağımsızlığı ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür.Bu ülkü geçmişte birkaç kere gerçekleşmişti. Büyük Türkçülük ülküsü ve inana ile yetişen gençlik sayesinde yarın yeniden gerçek olacaktır.Türkçülük dün bir kaynaktı; bugün çaydır. Yarın coşkun bir ırmak olacak ve önünde yabancı duygu ve düşüncelerden gelen bütün engeller yıkılacaktır.Türkçülük dört kaynaktan geliyor:-Kökü çok eski olan ve Türk uruğunun şuuraltında yüzyıllardan beri yaşayan milliyetçilik; - Tanzimat'tan sonra Avrupa'daki milliyetçiliklere benzeyen halkçı bir hareketin bizde de tatbik olunmasını isteyen milliyetçilik hareketi;- Devletimizin içindeki yabancı unsurların ihaneti dolayısıyla doğan tepki; - Türklerin 200 yıldan beri çektikleri büyük sıkıntılar. Bu dört kaynaktan gelen düşünceler birbiriyle kaynaşıp yoğrularak bugünkü Türkçülük ortaya çıkmıştır. Türkler Türkçülük ile güçlenecek kurtulacak ilerleyecek yükselecektir.Bir millet yükselme irâdesini taşımazsa kendine güveni olmazsa başkalarını taklitten başka bir şey yapamazsa geçmişiyle övünmezse başkalarından üstün olmak istemezse ülkü için ölümü göze almazsa savaştan korkarsa o millet içinden çürümüş demektir.Bugün ülküler ve kahramanlar çağında yaşıyoruz. Geçmiş haklara dayanılarak dâvaların öne atıldığı hesapların görüldüğü günlerdeyiz. Kan çağlayanları kılıç şakırtıları ve gülle sesleri içinde yarının neler hazırladığım bilemiyoruz. Bu kasırga arasında milletlerin yalnız geçmişlerin hatırlayarak millî ülkülerine yapıştıklarını görebiliyoruz.Geçmişi olmayan yahut olup da unutan millî ülküsü bulunmayan devriliyor.İnsanlığın tarihinde büyük kasırgalar eskiden zaman zaman gelip geçerdi. Gitgide bu kasırgalar sıklaşıyor. Bu gidişle tarih ebedi bir kasırgadan ibaret kalacak gibi gözüküyor. Bugün ayakta kalabilmek için eskisi kadar sağlam olmak yetişmiyor. Çok güçlü çok sağlam çok sert çok yürekli olmak gerekiyor. Bunun da bizim için birinci şartı Türkçülük ülküsüne sıkı sıkıya yapışmaktır. Şaşıran ürken sapıtan milletleri tarih bağışlamıyor.Türkçülük ülküsü bizden amansız bir görev ahlâkı istiyor. Subay hiç yorulmadan altı saatlik tâlimini yaptırırsa öğretmen bıkmadan öğreticilik işini yaparsa memur sinirlenmeden halka kolaylık göstermeye devam ederse öğrenci her şeyden önce dersini bellemeye çalışırsa ve bütün görevlerle rütbeler arasına ne caka ne gösteriş ne dalkavukluk ne de ilgisizlik olmadan bir ahenk kurulursa aşağıdakiler yukarının buyruğunu ukalâlık saymaz yukarıdakiler de aşağının doğru ihtarlarına kızmazlarsa bütün karşılıklı işlerde görüşme ve konuşmalarda ne ikiyüzlülüğe kaçan nezâket ne de kabalığa kaçan sertlik bulunmazsa görevin biz den istediği şey yapılmış olur.Gerçekten Türkçü olmak kolay değildir. Her önüne gelen Türkçü olamayacağı gibi her Türkçüyüm diyen de Türkçü olamaz.Her Türkçü bulunduğu yerin görevini inançla yaparsa Türkçülük ülküsü sağlamlaşır Türklük güçlenir.Türkçülerin ilk işi görevlerini arınmış gönül ve inanmış yürek ile yapmaktır. |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
osmanlı, tarihi, ve ![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Osmanlı Tuğraları,Osmanlı Tugra Resimleri,Osmanlı Mühürü Tura Resmi | Arthur | Türk ve Osmanlı Resimleri | 0 | 01-11-2010 04:23 AM |
| Prof. Dr. Osman Horata | Sultan Sencer | Bilim Adamları | 0 | 10-01-2008 12:56 PM |
| Prof. Dr. Reşat Genç | Sultan Sencer | Bilim Adamları | 0 | 10-01-2008 11:36 AM |
| Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu | Sultan Sencer | Bilim Adamları | 0 | 10-01-2008 11:31 AM |
| Prof. Dr. Taciser Onuk | Sultan Sencer | Sanatçılar | 0 | 09-23-2008 08:26 PM |
Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için admin@mekanbursa.com email adresine iletebilirsiniz..
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download and you want them to be REMOVED from our web site, please contact us admin@mekanbursa.com with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.































































